Answer
Her hangi bir mekânda maddi olarak bulunmak yaratılmışlara ait bir özelliktir. Allah yaratılmış bir varlık değil Yaratıcı’dır. Dolayısıyla O’na bir mekân nispet etmek doğru değildir. Allah bütün varlığı var eden, onların varlığını ve hükümranlığını elinde bulundurandır. [1] Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. [2] Göklerde ve yerde ne varsa O’na aittir. [3] Bu açıdan, Allah’ı, yaratıp idare ettiği ve sahibi olduğu âlemde bir yere izafe etmek sağlıklı bir yaklaşım olamaz. Buna rağmen maalesef bazı âlimler şu ayetleri bizzat Yüce Allah’ın maddi anlamda gökte olduğuna delil getirmektedirler: [4]
“Allah arşa kurulmuştur.” [5]
“Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor. Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran rüzgâr göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman uyarım nasılmış bileceksiniz!” [6]
“Üzerlerinde hâkim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.” [7] Ayrıca sözkonusu âlimler bu ayetlerle birlikte şu rivayeti de Allah’ın gökte olduğuna delil olarak kullanırlar:
“Adamın birisi Hz. Peygamber (s.a.s.)’e gelerek, bir cariyem var, koyunlarımı otlatıyor. Yakınlarda bir koyunumu kaybetti. Kendisine “koyuna ne oldu?” diye sorunca, ‘kurt kaptı’ dedi. Koyunumun kaybolmasına üzüldüm. Bunun üzerine cariyenin yüzüne bir tokat vurdum. Bu davranışımın bir kefareti olarak mü’min bir köle azat etmeyi adadım. Onu azat edebilir miyim? diye sordum. Bunun üzerine Resulullah cariyeye: “Allah nerede?” diye sordu. O, “göktedir” deyince, bu cevap üzerine “ben kimim?” diye sordu. Cariye, “Sen Allah’ın elçisisin.” cevabını verince, Hz. Peygamber (s.a.s.) bana yönelerek: “Bunu azat et, zira mü’minedir” buyurdu. [8]
İslam âlimleri yukarıdaki ayetlerde ve bu rivayette geçen “gökte olan”dan maksadın, kim veya ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: 1) Bundan maksat Allah’tır; ancak bu mecazi bir anlatım olup, amaç O’nun yüceliğinin ve gücünün sonsuzluğunu vurgulamaktır. Allah mutlak manada yücedir, sonsuz ve sınırsızdır, zamanda ve mekânda olanlar ise sınırlıdır. Allah bu sınırlamalardan münezzehtir. Her ne kadar Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın, arşa kurulup kâinatı yönettiği söylenirse de, Arş’ın gökte olduğu söylenmez. Aksine Kur’an, Allah’ın her yerde, gökte de yerde de olduğunu belirtir. [9] 2) Maksat gökteki meleklerdir. Onlar itaatkâr varlıklar olup Allah’ın emriyle yeryüzüne inerek kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. O’nun emrinin dışına çıkmazlar. [10] 3) Maksat Allah’ın gökten inen azabıdır. [11] Allah’ın rahmeti ve nimeti nasıl gökten iniyorsa, O’nun azabı da inkârcı ve isyankârların başına gökten iner. [12] Dolayısıyla eski ve yeni selefî zihniyetin, “gökte olan”ın Allah olduğu iddiası doğru değildir.
Bilindiği gibi dil kuralları bakımından “gök” manasına gelen /sema sözcüğü [13] ; irtifa, yükseklik, yücelik manalarını ifade eden «sümüv” kökünden türemiştir. Burada kastedilen sema/gök fiziki evrenin gökleri değil, madde ötesi, yüce olan varlık düzeyidir. [14] Çünkü mutlak yükseklik ve yücelik sadece Allah’a mahsustur. Zira her şeyin üzerinde, her şeyden üstün olan ancak O’dur. Arşın üzerinde demenin manası da budur. Çünkü arş, Allah hakkında kullanıldığı zaman hükümranlık, güç ve yücelik anlamlarına gelir. Gerek “Rahman arşa kurulmuştur” [15] gerek “semadâ olan” [16] vasıfları, tıpkı “O, yücedir, büyüktür” [17] , “O, her şeye gücü yetendir.” [18] ,
“O, her şeyi kuşatıcıdır.” [19] , “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” [20] ayetlerinde Allah’ın mutlak hükümranlık, güç ve yüceliği anlatır. “Allah’ın arşa kurulması” tabiri, insanların kavrayışına göre söylenmiş mecazi bir anlam taşır. Kaldı ki Cenâb-ı Hak, insanların yakıştırdığı her türlü beşerî niteliklerden soyutlanmıştır. Nitekim şu ayette O, kendisini çok güzel anlatır:
“Kudret ve izzet sahibi Rabbin onların yakıştırdığı bütün vasıflardan yücedir, münezzehtir.” [21]
Yüce Allah; “Gökte de ilah olandır, yerde de ilah olandır...” [22] O’nu belli bir mekân, belli bir zaman ve belli bir yönle sınırlandırmak doğru değildir. Sınırlılık, yaratılmışlık alametidir. “Nerede olsanız, Allah sizinle beraberdir...” [23] ayeti, bu gerçeği anlatmaktadır. Bizim nazarımızda yüceliğin en yüksek örneği sema olduğu için Allah’ın mutlak yüceliği de onunla anlatılmıştır. Mülk Sûresi’nin 16. ve 17. ayetlerinde geçen kullanımındaki harfi, Allah’ın yüceliğinin görünen ve görünmeyen her şeyi içeriden ve dışarıdan kuşattığını, semanın yalnız üstünde değil, “içinde” de olduğu hükmünü, uluhiyyet ve yaratıcılığını birlikte gerçekleştirdiğini ifade eder. Bu anlamı; “Hâlbuki O, göklerde de Allah, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.” [24] ayeti destekler. O halde sadece “Allah yerdedir.” veya sadece “Allah göktedir.” şeklinde bir mekân ayrımına gitmek, O’nun mekândan münezzeh (berî) olarak her yerde hazır ve nazır olduğunu kabul etmemek manasına gelir. Bu sebeple, Allah’a belirli bir mekân nispet edecek anlayışlardan uzak durulmalıdır. Aynı şekilde, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, cariyeye, “Allah nerededir?” sorusuna, “Semadadır.” demesi ve belirli zamanlarda Allah’ın dünya semasına indiğini ifade eden rivayetlerde [25] geçen “sema” sözcüğü de, herhangi bir mekânda olmayı değil, Allah’ın yüceliğini ve büyüklüğünü vurgular. [26] Dolayısıyla dinî metinlerde geçen “Allah semadadır.” sözü, Allah’a bir yer belirlemek için değil, O’nun yüceliğini ve egemenliğini anlatmak içindir.
