KİTAPLARA İMAN
5 konu
Allah Teâlâ insanlara gönderdiği Peygamberlerin bir kısmına, birer de kitab indirmiştir. Bu kitablarda Allah, insanlara emir ve yasaklarını bildirmiş; onlara iyiyi, güzeli öğretmiş, doğru yolu göstermiştir. İşte bu kitablara, Allah'ın kitabları mânasına İlâhî Kitablar denir. Ayrıca semâvî kitablar, mukaddes kitablar adı da verilir. İslâm dîni Allah'ın indirdiği bütün İlâhî Kitablara inanmayı emreder. Bu îmanın özü şudur: Her Peygambere vahiy gelmiştir. Bâzı Peygamberlere gelen vahiyler, bir araya getirilerek müstakil birer kitab halini almıştır. Kendilerine kitab verilmeyen peygamberler ise, daha önce indirilmiş olan İlâhî bir kitaba tâbi olmuş, onun hükümlerini, gönderildikleri insanlara anlatmışlardır.
Kur'an, en son İlâhî Kitabdır. Son Peygamber Hz. Muhammed'e (asm) indirilmiştir. Her Müslüman, Kur'an'a inandığı gibi, Kur'an'ın haber verdiği bu İlâhî kitablara da inanmalıdır. Bu îman, İslâm'ın inanç esasları arasında mühim bir yer tutar. Çünkü Kur'an da, daha önce indirilmiş İlâhî kitablar gibi bir İlâhî kitabdır. Geçmişteki İlâhî kitablara inanmak Kur'an'a inanmayı gerektirdiği gibi, Kur'an'a inanmak da geçmişteki İlâhî kitabların varlığını kabûl etmeyi icab ettirir.
Kur'an'den önce indirilmiş olan İlâhî Kitablar ikiye ayrılır: 1. Küçük kitablar, 2. Büyük kitablar. Suhuf: Kur'an'dan önce indirilmiş olan küçük kitablara, sahifeler mânasına "Suhuf" denir. Bunlar, kitab denemeyecek hacimde birkaç formalık kitabcık veya risaleciklerdir. Hepsi 100 sahifedir. Kendilerine suhuf verilen peygamberler: Âdem (10), Şît (50), İdris (30) ve İbrahim (10) Peygamberlerdir.
Kur'an'ın dışındaki büyük kitablar üç tanedir. Kur'an'la birlikte 4 büyük kitab şunlardır: * Tevrât: Hz. Mûsâ Peygambere indirilmiştir. * Zebûr: Hz. Dâvud Peygambere indirilmiştir. * İncil: Hz. İsâ Peygambere indirilmiştir. * Kur'ân-ı Kerîm: Hz. Muhammed'e (asm) indirilmiştir.
Tevrat, İbranice kanun ve antlaşma anlamına gelen "Tura" kelimesinden gelir ve Allah'ın gönderdiği dört büyük kitaptan ilkidir. İslam'a göre Hz. Musa'ya indirilmişken; Yahudi geleneğinde bugün "Ahd-i Atik" (Eski Ahit) olarak bilinen 39 kitaplık külliyatın tamamını ifade eder. Dinler tarihçileri bu külliyatı üç ana bölüme ayırır: Tevrat (Kanun Kitabı): Hz. Musa'ya verilen asıl kısımdır ve ilk beş kitabı (Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye) kapsar. Nebiim (Nebiler Kitabı): Yeşu'dan Neşidelerin Neşidesi'ne kadar uzanır. Ketubim (Yazılar Kitabı): İşaya'dan Malaki'ye kadar olan bölümdür.
Yahudiler, ilk beş kitabın kelimesi kelimesine Tanrı (Yahve) tarafından Hz. Musa'ya yazdırıldığına inanır. Ancak 18. yüzyıl bilginlerinden Jean Astruc, metnin içinde Tanrı'nın "Elohim" ve "Yehova" olarak adlandırıldığı iki farklı kaynağın (Elohist ve Yahvist) birbirine karıştığını tespit etmiştir. Bu iki farklı anlatım tarzının birleşimi, metin içerisinde pek çok çelişkiye yol açmıştır. Metnin tarihsel olarak üç ana nüshası bulunur: İbranice (Yahudi ve Protestanlar kullanır), Yunanca (Roma ve Doğu kiliseleri kullanır) ve Samirice.
Kur'an-ı Kerim'de Tevrat kelimesi 7 farklı surenin 16 ayetinde geçer. Kur'an, Tevrat'ın Hz. İbrahim'den sonra indirildiğini, içinde hidayet ve nur bulunduğunu, hem Hz. İsa hem de Kur'an tarafından asıllarının tasdik edildiğini belirtir. Ancak İslam âlimleri ve müfessirler, İsrailoğullarının kitabı aslına uygun şekilde muhafaza edemediğini, dolayısıyla Tevrat'ın zamanla tahrife (bozulmaya ve değişime) uğradığını açıkça vurgular. Mevcut kitaplardaki çelişkiler de bu durumu doğrular niteliktedir.
Bugün Yahudiler Tevrat külliyatının tamamı için "Tanah" terimini kullanmayı tercih ederler ve dini öğretilerini Yazılı (Hz. Musa'ya inen) ve Sözlü (açıklamalar ve ekler) olmak üzere ikiye ayırırlar. Bilinen en eski İbranice yazmalar M.S. 7. ve 10. yüzyıllara aitken; 1947'de Lut Gölü civarındaki Kumran Vadisi'nde bulunan parşömenler, metnin geçmişini M.Ö. 1. yüzyıla kadar götürerek dinler tarihi açısından büyük bir keşif olmuştur.
Yahudiler için Tevrat'ın yeri tartışılmazdır ve günlük yaşama sıkı kurallarla entegre edilmiştir: Havra ve sinagoglarda özel dolaplarda (mihrap), ipekli örtüler içinde korunur. Mabede açık başla girilmez ve Tevrat okunurken başın kesinlikle örtülü (kippa vb.) olması şarttır. Ayrıca kişinin abdestli/temiz olması gerekir. Tevrat'ın yanlışlıkla yere düşürülmesi büyük bir felaket sayılır; bunu telafi etmek için haham ve cemaat 30 gün oruç tutmak zorundadır (Cumhur orucu). Tevrat Bayramı'nda kitap sokaklarda omuzlarda törenle gezdirilir. Hem askeri hem sivil yeminler Tevrat üzerine edilir ve kitap hakkında hiçbir şekilde tartışma veya eleştiriye izin verilmez.
Allah tarafından Hz. Davud'a gönderilen ikinci ilahi kitaptır. "Mezmurlar" veya "Mezâmir" (kavalla söylenen ilahi, yazılmış kitap) adıyla da bilinir. Kök olarak "menetmek" anlamına gelen "Zebr" kelimesinden türediği (insanları kötülükten alıkoyduğu için) ve "hikmetli kitap" manasına geldiği de İslam âlimlerince ifade edilmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de üç ayrı surede (Nisa, İsra, Enbiya) geçmektedir. Ayetlerde kitabın Hz. Davud'a verildiği, Tevrat'tan sonra indirildiği ve "yeryüzüne ancak salih kulların mirasçı olacağı" bilgisi vurgulanır. Bir müslümanın Zebur'a inanması imanın şartlarındandır; ancak İslamiyet, günümüzdeki mevcut Zebur nüshalarının tahrife uğradığını (orijinalliğini yitirdiğini) kesin bir şekilde belirtir.
Bugün Kitab-ı Mukaddes'in Eski Ahit (Ahd-i Atik) bölümünde yer alan Zebur, toplam 150 Mezmur'dan oluşur. İlk mezmur doğru yolda olanları överek başlar, son mezmur ise Rabbe hamdetme çağrısıyla biter. Orijinal metni manzum (şiirsel) bir yapıda olan kitap; temelinde Tevhid inancını barındırır ve Hz. Davud'un Allah'a yakarışları ile ilahilerini içerir.
Zebur, ahlaki kuralları terk eden ve günah içinde yaşayan Yahudi kavmine doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Bu durum, Yahudilerin "Tevrat'tan sonra kitap gelmeyeceği" tezini de çürütmüştür. Zebur, yeni ve müstakil bir şeriat (hukuk kuralları bütünü) getirmemiştir; Hz. Davud bu nedenle Hz. Musa'nın şeriatıyla amel etmiştir. Kitaptaki ilahileri çok güzel, gür ve tesirli sesiyle okuyan Hz. Davud'un bu özelliği, günümüzdeki "Davudi ses" tabirine de kaynaklık etmiştir.
Orijinali İbrani-Arami alfabesiyle İbranice yazılmış olan Zebur, Hristiyanlığın yayılmasıyla Latinceye, günümüzde ise neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiştir. Batılı ressam, heykeltıraş ve şairlere ilham kaynağı olmuştur. Günümüzde sadece Zebur'a tabi olan ayrı bir millet yoktur ve orijinal/bozulmamış bir nüshası bulunmamaktadır. Ancak Yahudiler ve Hristiyanlar, özellikle pazar ayinleri ve ibadetleri sırasında dua niyetiyle Zebur'dan (Mezmurlar'dan) parçalar okumaya devam etmektedir.
İncil, Allah tarafından Hz. İsa’ya gönderilen, Tevrat'ı doğrulayan ve Kur'an-ı Kerim tarafından da tasdik edilen dört büyük kitaptan biridir. Yunanca "Evangelion" (iyi haber, müjde) kelimesinden gelir. Temel amacı; Hz. İsa’nın hayatını, mucizelerini, hikmetli sözlerini ve tebliğ ettiği şeriatı aktarmaktır. Hz. İsa da tebliğini "Tanrı'nın Krallığı'nın müjdesini duyurma" olarak tanımlamıştır. İlk Hristiyanlar bu kelimeyi, İsa'nın insanları kötülükten kurtarıp selamete ulaştırma vaadi anlamında kullanmışlardır.
İncil, Hz. İsa'nın hayatta olduğu dönemde yazıya geçirilmemiştir. Bunun temel sebebi, tebliğ süresinin kısalığı ve o günkü şartların zorluğudur. Bilinen en erken İncil metinleri İsa'dan sonra 70'li yıllarda kaleme alınmıştır. Metinleri yazan kişiler olayların görgü tanığı değil; kaybolmuş sözlü ve yazılı rivayetleri nesilden nesile aktaran toplulukların sözcüleridir. Hakikatler anında kaydedilemediği için metinlere insan sözü karışmış ve asıl İncil tahrif edilmiştir. Kur'an-ı Kerim, Hz. İsa'ya tek bir İncil verildiğini tasdik eder ancak mevcut İncillerin değiştirildiğine ve Hristiyanların Allah'ın indirdiği asıl hükümlerden saptığına (el-Mâide ve el-Hadid surelerinde) dikkat çeker.
Bugün kilise tarafından resmen kabul edilen ve havarilerden veya onların talebelerinden geldiğine inanılan dört İncil vardır. İlk üçüne, olaylara aynı bakış açısıyla yaklaştıkları için "Sinoptik İnciller" denir. Dördüncü İncil (Yuhanna) ise bunlardan daha sonra yazılmıştır: Markos İncili: En eski İncil'dir. 16 babdan (bölüm) oluşur. Havarilerin reisi Petrus'un talebesi olan Markos tarafından yazılmış ve Hz. İsa'nın hayatına odaklanmıştır (Markos, Hristiyanlığı yaymak için gittiği Mısır'da M.S. 62'de ölmüştür). Matta İncili: 28 babdır. Havarilerden biri olan Matta tarafından yazılmıştır. Ağırlıklı olarak Hz. İsa'nın "Mesihliği" üzerinde durur (Matta, M.S. 70'te Habeşistan'da ölmüştür). Luka İncili: 24 babdır. Havari olmayan, Pavlos'un talebesi Luka (doktor/ressam olduğu söylenir) tarafından M.S. 60 yıllarında yazılmıştır. Hem Matta hem de Luka'nın, yazarken Markos'u ve bugün kayıp olan "Q" adlı bir kaynağı temel aldığı düşünülmektedir. Yuhanna İncili: 24 babdır. Yuhanna'nın talebesi tarafından oldukça geç bir dönemde yazılmıştır. Mistik yönü ağır basan bu İncil'de, Hz. İsa'nın "Allah'ın oğlu" olduğu tezi üzerinde ısrarla durulur.
İslam inancına göre Allah'ın Hz. İsa'ya indirdiği İncil tektir; ancak bugün elde bulunan Hristiyan külliyatı, bu 4 resmi İncil'in yanı sıra 23 farklı metnin daha eklenmesiyle toplam 27 kitaptan oluşur. Kur'an-ı Kerim (Âl-i İmrân ve Mâide surelerinde), İncil'i insanlara doğru yolu gösteren bir rehber olarak anar. Ayetlerde Hz. İsa'nın mucizelerinden (beşikte konuşması, çamurdan kuş yapıp diriltmesi, anadan doğma körleri ve alacalıları iyileştirmesi, ölüleri diriltmesi) detaylıca bahsedilirken, tüm bunların mucizevi bir şekilde ama kesinlikle ve sadece "Allah'ın izniyle" gerçekleştiğinin altı çizilir.
Son vahiy dini olan İslâm'ın kutsal kitabı. Kur'ân, tercih edilen görüşe göre, "karae" fiilinden edilen bir mastar olup, Allâh'ın son kitabına özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek demektir. Âyetlerde bu anlamı görmek mümkündür: "Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'ân'ı okurken, acele ederek onunla beraber dilini oynatma. Onu bir araya toplamak ve okutmak şüphesiz bizim işimizdir. Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, sen onun okuyuşunu izle" (el-Kıyâme, 75/16-18). Kur'ân-ı Kerim'in özlü tarifi şöyledir: Yüce Allah, tarafından Hz. Muhammed'e arapça olarak indirilmiş, bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, mushaflarda yazılı, Fatiha Sûresi ile başlayıp Nâs Sûresi ile sona eren kelâmıdır.
Kur'ân-ı Kerim'in, Hz Muhammed'in risaletinin başında ilk inen âyetleri şunlardır: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin, kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren en büyük kerem sahibidir" (el-Alâk, 96/1-5). İlk inen âyetlerin inananları okumaya, öğrenmeye, yazmağa ve araştırmaya çağırması ilim için büyük teşvik mesajı taşır. Kur'ân'ın son inen âyeti de şudur: "Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslâm'ı seçtim" (el-Mâide, 5/3).
İslâm'ın kutsal kitabının özel adı olan Kur'an kelimesi, Cenab-ı Hak tarafından altmış sekiz kadar âyette kullanılır. Bir kaçını örnek olarak sunacağız: "Biz şüphesiz bu kitabı okuyup anlamanız için arapça bir Kur'an olarak indirdik" (Yûsuf, 12/2). "Ey Peygamber! Kur'anı okumak istediğin zaman, Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın, yani 'eûzübillâhimineşşeytânirracîm' de" (en-Nahl, 16/98). "Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin. Ve susun ki merhamet olunasınız" (el-A'râf, 7/204). "Şüphesiz bu Kur'an, insanları en doğru yola götürür. Salih amel işleyen mü'minlere büyük bir mükâfat olduğunu, âhirete iman etmeyenlere de can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler" (el-İsrâ, 17/9-10). "Biz Kur'an'ı, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olarak indiriyoruz. Kur'an, zalimlerin ise ancak zararını arttırınr" (el-İsrâ, 17/82).
İslâm hukukunda Kur'ân için daha çok "Kitap" ismi kullanılır. Birçok âyette "el-Kitâb" kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm anlamında kullanıldığı görülür "Elif. Lâm. Mîm. Bu o kitaptır ki, kendisinde (Allah tarafından gönderildiğinde) hiç şüphe yoktur" (el-Bakara, 2/1). Bundan başka çeşitli âyetlerde Kur'ân için kullanılan bazı isimler şunlardır: el-Furkân (el-Furkân, 25/1), ez-Zikr (el-Hicr, 15/9), en-Nûr (en-Nisâ, 4/174), er-Rûh (eş-Şûrâ, 42/52), el-Hudâ (el-Bakara, 2/2), eş-Şifâ (el-İsrâ, 17/82), el-Mecîd (el-Burûc, 85/21-22), el-Mesânî (ez-Zümer, 39/23), Ümmü'l-Kitab (ez-Zuhruf, 43/1-4).
Kur'an yirmi üç yılda parça parça indirilmiştir. On üç yıl kadar süren Mekke döneminde inen âyet ve sûreler daha çok İslâm inanç ve ahlâkı (Allah'ın birliği, melekler, peygamberler, kitaplar ve âhiret) ile ilgili konuları kapsar. Tevhid inancı işlenir ve geçmiş milletlerden ibretli kıssalar anlatılır. Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm'in, Hz. Nuh'tan itibaren devam eden vahiy zincirinin devamı olduğunu da açıklar: "Şüphesiz biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik..." (en-Nisâ, 4/163). Medine'de inen âyet ve sûrelerde daha çok hukuk kuralları (aile ve devletin tanzimi, akitler, sulh ve savaş halleri) yer almıştır.
Allah-ü Teala hafifinden ağırına doğru bir yol izleyerek hükümler gönderiyor (tedricilik). Mesela namaz sabah ve akşam iki vakit iken sonra beş vakit olmuştur. İçki kademeli olarak yasaklanmıştır (bk. El-Bakara, 2/219; en-Nisa, 4/43; el-Mâide, 5/90-91). Kur'an'daki hükümler insanların gücü yeteceği ölçüdedir: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez" (el-Bakara, 2/286). Hükümlerdeki başka bir özellik de kolaylık prensibidir: "Allah size kolaylık diler. Size güçlük istemez" (el-Bakara, 2/185). Hz. Peygamber, ayetlerde belirtilmeyen hususlarda ağır hükümler konulmasından çekinirdi.
Kur'an'ın parça parça inişi uygulamayı kolaylaştırıyor, ezberlemeyi ve kalblere yerleşmesini sağlıyordu. Müşriklerin eleştirilerine Allah şöyle cevap verdi: "İnkar edenler; Kur'an ona bir defada indirilmeliydi, derler. Halbuki biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz" (el-Furkan, 25/32). Ayetlerin olaylar üzerine (tam ihtiyaç sırasında) inişi, toplumda gerekli etkiyi göstermesine yardımcı olmuştur. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri (esbab-ü nüzul) tefsirlerde önemli bir temel oluşturur.
Müslümanlar Tevrat, Zebûr ve İncil'in gönderildiğine ve hak olduklarına inanır. Ancak bu kitablar sonradan muhafaza edilemeyerek asılları kaybolmuştur. Bugün Yahudi ve Hıristiyanların ellerinde bulunan kitablar içine hurâfe ve bâtıl itikadların karıştığı bir vâkıadır. Bu sebeble ihtiyatlı davranır, Kur'an'a uygun hükümleri kabul eder, zıd düşenlerin sonradan ilâve edildiğine ihtimal veririz. Resûlüllah (asm) şöyle buyurmuştur: "Siz ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak 'Biz Allah'a, bize indirilen Kur'an'a... îman ettik' deyiniz" (el-Bakara, 136).
Kur'an, 23 senede nâzil olmuş, vahiy kâtipleri tarafından yazılmış ve hâfızlarca ezberlenmiştir. Hz. Ebû Bekir zamanında Zeyd bin Sâbit başkanlığında bir komisyonla Mushaf haline getirilmiş, Hz. Osman zamanında ise nüshalar çoğaltılmıştır. 1400 senedir hiçbir değişikliğe uğramadan korunmuştur. Bunda Kur'an'ın ezberleme kolaylığı, eşsiz edebî yapısı (îcaz ve i'câz), hiçbir insan sözüne benzememesi ve zaptında gösterilen a'zamî titizlik büyük rol oynamıştır.
