Sorularla İslamX. KÜLTÜR VE MEDENİYET

Vefat edenler için 7, 40 ve 52. gün duası, mevlid vb. merasimler var mıdır, bunun dinî dayanağı nedir?

Cevap
Bir kimsenin ölümünün 7, 40 ve 52. günü şeklinde zamanlar tayin edip bu zamanlarda özel merasim yapma şeklindeki uygulamaların hiçbir dinî dayanağı yoktur. Ölen bir Müslümanın usulüne göre yıkanıp kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınarak defnedilmesi farzdır. Bunun dışında yapılması zorunlu olan bir şey yoktur. Ancak, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere hayır yapılabileceği gibi çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Hz. Âişe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e bir adam: “Annem ansızın öldü. Öyle sanıyorum ki, şayet konuşabilseydi, sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Şimdi ben onun adına sadaka versem sevabı ona ulaşır mı?” diye sordu. Peygamberimiz de (s.a.s.): “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” [438] buyurdu. O halde her Müslüman, vefat eden yakınları için belirli günler ihdas etmek yerine her zaman onların günahlarının affedilmesi için istiğfarda bulunmalı, Kur’an ve dua okumalı, hayır-hasenat yapmalıdır. İslam coğrafyasının bazı bölgelerinde Hz. Peygamber (s.a.s.)’den asırlar sonra onun dünyayı teşrifleri “mevlid kandili” olarak çeşitli merasimlerle kutlanmaya başlanmıştır. Bu merasimler vesilesiyle Müslümanlar ona olan sevgilerini, bağlılıklarını ifade ederler, salatu selam getirirler ve o geceyi çeşitli programlarla değerlendirirler. Türkiye’de 25 yıldan beri mevlid-i nebi, “Kutlu Doğum Haftası” şeklinde çok daha geniş ve zengin kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır. Tarih boyunca İslam âlimleri arasında mevlid merasimleri, mevlid okuma ve okutmanın hükmü hakkında tartışmalar meydana gelmiştir. Şemseddin İbnü’l-Cezerî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî ve Celâleddin es-Suyûtî gibi âlimler Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, onun doğum günü münasebetiyle muhtaçlara yardımda bulunmanın, Rasûl-i Ekrem’e dair şiirler okumanın, güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın birer güzel amel olduğunu, dolayısıyla mevlid kutlamalarının bid’at-ı hasene sayılması, halk arasında görülen ve dinen hoş karşılanmayan davranışların bundan ayrı düşünülerek önlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. [439] Mâlikî fakihi İbnü’l-Hâc el-Abderi, İbn Teymiyye ve onu takip eden ulemâ ile Muhammed Abduh gibi çağdaş âlimler ise mevlid kutlamalarına karşı çıkmışlardır. Mevlide karşı olan âlimlerin yaklaşımlarında kendi zamanlarındaki kutlamalarda görülen olumsuz davranışların büyük rolü vardır. Burada yapılması gereken, mevlid okuma ve okutmayı bir ibadet olarak görmeden veya bir ibadete alternatif olarak yapmadan icra etmektir.