Islam in QuestionsII. HZ. PEYGAMBER (S.A.S.), SAHABE, SÜNNET VE BİD’AT

Ashab-ı kiramın, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in abdest suyu, saçları ve hırkası ile teberrük ettikleri doğru mudur?

Answer
Hiç şüphesiz ki, Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine iman etmiş her sahabinin gönlünde mümtaz bir konuma sahipti. Henüz müşrik iken Ebu Süfyan: “Muhammed kadar arkadaşları tarafından sevilen hiç kimse görmedim.” demiştir. [167] Ancak ashabına, Allah’ın kulu ve elçisi olduğunu hatırlatan Rasulullah (s.a.s.) onlardan, kendisini Allah’ın verdiği bu mevkiin üstüne çıkarmamalarını istemiş [168] , kendisine secde etmek isteyen bir kimseye şiddetli tepki göstererek izin vermemiştir. [169] Yine huzuruna gelen bir adamın korkudan titrediğini görünce, “Sakin ol, ben kral değilim, ben kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.” uyarısında bulunmuştur. [170] Ayrıca o, Hristiyanların Hz. İsa’yı (a.s.) sevmede aşırılığa düştükleri gibi, ashabının da kendisine olan sevgi, saygı ve bağlılıklarını ifade ederken aşırıya kaçmamaları gerektiğini öğretmiştir. [171] Nitekim bir defasında kendisini gördüklerinde ayağa kalkan ashabına, “İranlıların birbirlerini tazim ederken ayağa kalktığı gibi (benim için) ayağa kalkmayın.” uyarısında bulunmuştur. [172] Bu ve benzeri örnekler sahabinin Hz. Peygamber (s.a.s.)’e hürmet ederken itidal sınırlarını aşmadığını göstermektedir. Bununla birlikte asr-ı saadette sahabinin Allah Rasûlü (s.a.s.)’e olan teveccühlerinde zaman zaman aşırıya gittiklerini ifade eden örnekler bulmak da mümkündür. İlk bakışta bu durumun sahabinin saygıdaki itidal hassasiyetiyle çeliştiği düşünülebilir. Ancak aşırı gibi gözüken bu iltifatların hangi maksatla yapıldığını tespit ettiğimizde gerçekte bir çelişki olmadığını söyleyebiliriz. Örneğin, bazı sahabiler Hz. Peygamber (s.a.s.)’in abdest aldığı suya dokunmaktan ya da o suyu yüzlerine sürmekten manevi bir haz duyarken, bazıları da hırkası ve saçının bir teli gibi ona ait bir unsuru muhafaza ederek onun manevi hatırasını canlı tutmanın gayreti içerisine girmişlerdir. Rasulullah’ın kendisinden satın aldığı devesine karşılık olarak fazladan verdiği altınları Harre Vak’asında (h. 63) Şam’lılar tarafından malları yağmalanıncaya kadar yanından ayırmadığını söyleyen [173] Câbir b. Abdillâh da bu duyguyla hareket etmiş olmalıdır. Yine Enes b. Mâlik’in annesi Ümmü Süleym, Allah Rasulü’nün, evlerinde asılı duran tulumdan su içtiğini görünce onun mübarek ağzının dokunduğu yeri kesip saklamıştır. [174] Aynı şekilde Mescid-i Haram’ın ikinci müezzini Ebû Mahzûra, Allah’ın elçisi başını okşayıp kendisini Mekke’ye müezzin tayin ettikten sonra, ölünceye kadar perçemindeki saçları sırf Onun (s.a.s.) elleri değdi diye tıraş etmemiştir. [175] Benzer şekilde “Rasulullah (s.a.s.)’in eli dokunmuştur.” diye hocası Enes b. Mâlik’e “Ver de o elini öpeyim.” diyen [176] Basra’lı büyük muhaddis Sâbit b. Eslem el-Bünânî’nin de aynı manevi haz peşinde olduğunu tahmin etmek güç değildir. Hadis, siyer ve megâzî kitaplarında bu sevgi ve saygının tezahürü olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in zatı ve eşyası ile teberrük etmeye dair birçok örnek olay anlatılır. Teberrük, maddi ve manevi bereket arzulama anlamına gelir. Kaynaklarımızda yer alan rivayetlerden öğrendiğimiz kadarıyla Hz. Peygamber (s.a.s.)’in abdest suyu, hırkası ve saçının teli ile teberrükte bulunma meselesi ashabın çoğunluğu ile alakalı olmayan, azınlıkta kalan bazı sahabilerin şahsi tavırları olarak telakki edilmelidir. Onların içinde bulundukları psiko-sosyal şartlar çerçevesinde sergiledikleri bu tür davranışların uyulması gereken sünnet kabilinden olmadığı bilinmektedir. Nitekim Taberânî’den gelen şu rivayet, bize bu konularda nasıl hareket etmemiz gerektiğiyle ilgili bir çerçeve sunmaktadır. Bir defasında Rasulullah (s.a.s.) suya elini daldırıp abdest alır. Ardından oradaki sahabiler de aynısını yaparlar ve o sudan yudumlarlar. Bunun üzerine Rasulullah: “Sizi bunu yapmaya teşvik eden nedir?” diye sorunca, sahabiler: “Allah ve Resûlü’nün sevgisi” cevabını verirler. Onlara Allah Rasûlü (s.a.s.) de şöyle buyurur: “Eğer Allah ve Resûlü’nün sevgisini istiyorsanız size bir şey emanet edildiğinde ona riayet edin, konuştuğunuz zaman doğru söyleyin ve komşularınızla iyi geçinin.” [177] Bu rivayetten Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, sevginin ahlaki öğütlere uymakla gösterilebileceğini kabul ettiğini anlıyoruz. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in saç telleriyle teberrükte bulunmaya gelince bu konuda da birçok rivayet vardır. Örneğin Allah Rasulü, öz ya da süt teyzesi Ümmü Süleym’e, kardeşi Uhud’da kendisiyle beraberken şehid olduğundan acır ve onu sık sık ziyaret ederdi. [178] Ümmü Süleym de Hz. Peygamber (s.a.s.)’e gündüz uykusuna yatması için deriden yapılmış bir döşek yayardı. Allah Rasûlü (s.a.s.) uyuduğu zaman Ümmü Süleym, onun yastığa dökülen saçlarını toplar, sonra da bunları râmekten (miskle karıştırılarak koku yapımında kullanılan madde) yapılan güzel bir kokunun bulunduğu bir şişede toplardı. Enes b. Mâlik vefat ettiğinde cesedinde ve kefeninde kullanılacak kokunun içine bu kokunun da karıştırılmasını vasiyet etmiştir. Enes’in torunu Sumâme dedesinin bu vasiyetini aynen yerine getirdiklerini bildirmektedir. [179] Bu rivayetlerden de sahabinin Hz. Peygamber (s.a.s.)’in saçından elde ettikleri miktarı bir yadigâr olarak sakladıklarını görüyoruz. Peygambere ait bir eşyayı koruyup onu güzel bir anı olarak saklamaya çalışanların bu çabalarından söz ederken, onun hırkasına sahip olmak isteyenlerden söz etmeden geçemeyiz. Rasulullah’a henüz hediye edilmiş bir hırkayı ondan isteme cesaretini gösteren ve bu yüzden de sahabiden tepki alan bir bedevi, o kıyafeti giymek için değil, öldüğünde cesedine kefen olsun diye Rasulullah’tan istediğini söylemiştir. Nihayet bu şahıs öldüğünde o hırkanın kendisine kefen yapıldığı bildirilmektedir. [180] Neticede ashab-ı kiram bütün bunları yaparken canlarından çok sevdikleri Rahmet Elçisi (s.a.s.)›nin ne şahsını ve eşyalarını kutsallaştırmışlar ne de sakladıkları bu hatıralardan medet ummuşlardır. Ashabının kendisini gördükleri zaman tazim ve hürmet için ayağa kalkmalarından dahi hoşlanmayan bir peygamberin kendi şahsiyeti üzerinden tevhid ilkesinin zedelenmesine göz yumması düşünülemez. Kaldı ki, Allah Rasûlü (s.a.s.)’in; abdest suyunun, saç ve hırkasının ya da kendisine ait herhangi bir unsurun bereket getirdiğini söylediğine dair bir rivayet de yoktur. Sadece ondan bize intikal eden eşyaları ile ilgili hatıraların sembolik bir değeri vardır. Bu emanetler, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sevgisini canlı tutmak bakımından ve inananların o anda yaşadığı duygu ve heyecanlar açısından faydalı görülebilir. [181]