Answer
İslam toplumunda vatandaş sıfatıyla yaşayan gayrimüslimler (ehlü’z-zimme) ya da kendilerine verilen giriş izni yani vizeye dayanarak belli bir süre dâru’l-İslam’da bulunan (müste’men) gayrimüslimler can ve mal güvenliğine sahiptirler. Yüce Allah kimliği ve inancı ne olursa olsun haksız yere bir insanın öldürülmesini şu ayet-i kerimede büyük günah olarak saymıştır:
“Bu yüzden biz İsrailoğullarına bildirdik ki, bir cinayetin veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmanın cezası olarak işlenmesi dışında, kim bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur; kim de bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” [350]
Şu ayetler de birlikte yaşamanın esas ilkelerini vermesi bakımından dikkat çekmektedir:
“…Artık onlar sizi bırakıp çekilir de sizinle savaşmazlar ve barış teklif ederlerse, Allah onlara saldırmanıza izin vermez.” [351] ;
“Eğer onlar barışa yönelirlerse sen de barıştan yana ol ve Allah’a güven!..” [352] ;
“Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelamını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır.” [353]
Hz. Peygamber (s.a.s.) de:
“Eğer İslam egemenliğini tanıyıp vatandaşlığı kabul ederlerse onlara bildir ki, Müslümanların lehine olan haklar onların da lehine, Müslümanların omuzlarında olan yükümlülükler onların da omuzlarında olacaktır.” buyurmuştur. [354]
Diğer taraftan Rasûl-i Ekrem zimmiye haksızlık yapan, gücünün üstünde mali sorumluluk yükleyen ve gönlü razı olmadığı halde ondan bir şeyler alan kimsenin karşısına hesap gününde bizzat kendisinin çıkacağını beyan buyurmuş, bir zimmiyi öldüren kimsenin kırk yıllık mesafeden duyulan cennet kokusunu alamayacağını belirtmiştir. [355]
Bu bilgiler, İslam toplumunda yaşayan gayrimüslimlerin erkek olsun kadın olsun can emniyetinin bulunduğunu, idamı gerektiren bir suç işlemedikçe öldürülemeyeceklerini, aksi davranışın ebedi cehennem gibi büyük bir cezayı gerektirdiğini göstermektedir. Bütün mezhepler masum bir gayrimüslimi haksız yere öldürmeyi, dünyada cezayı gerektiren büyük bir suç ve ahirette de hesabı verilecek büyük bir günah olarak değerlendirmişlerdir. Bu cümleden olarak Hanefîlere, İbn Ebî Leylâ, Şâ‘bî ve Osman el-Bettî gibi müctehitlere göre zimmiyi düşmanca duygularla kasten öldüren Müslüman kısas edilir. Cumhur ise Müslüman kâtilin diyet ödemesi gerektiğini söylemiştir.
Bizzat çatışmaya girmeyen veya kendi askerine yardım ve yataklık etmeyen gayrimüslimlerin savaşta bile öldürülmeyeceklerini emreden İslam’ın, bu hakkı vatandaş konumundaki gayr-i müslimlere daha öncelikle tanıyacağı aşikârdır. Gerçekten de Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), ordu komutanlarına verdiği talimatta, savaşa iştirak etmeyen kadın, çocuk, çiftçi, işçi ile kör, yaşlı, yatalak hasta ve din adamlarının öldürülmemesini emretmiştir. [356]
Bütün bu bilgiler bizi şu sonuca götürmektedir: Cihad, sadece sıcak ve fiilî çatışma yani savaş demek değildir. İslam’a ve Müslümanlara düşmanca duygu beslemeyen gayrimüslimler can ve mal güvenliğine sahiptir. Onlarla bir toplum içinde beraber yaşamak, gerek Kur’an-ı Kerim’in gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)’in zimmilerin hukukuna sahip çıkmak yönündeki talimatları gereği mümkün ve meşrudur.
“…Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez.” [357] ayetinin açık nehyi gereği, masum gayrimüslimlere dokunulamaz.
Allah Rasûlü (s.a.s.)’in Hz. Ali’ye yaptığı:
“Allah Teâlâ’nın senin vasıtanla bir tek kişiye bile hidayet vermesi, iyi bil ki, sana kızıl develer bahşedilmesinden daha iyidir.” [358] tavsiyesinde olduğu gibi, insanları öldürmek değil İslam’a kazanmak esastır.
Unutulmamalıdır ki,
“Allah, inancınızdan dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere nezaketle ve adaletle davranmanızı yasaklamaz. Allah, yalnızca din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dostlukla yaklaşmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa gerçek zalimler işte onlardır.” [359]
