Answer
Bir Müslüman için öncelikli görev imanını güçlendirmek, mekarim-i ahlak sahibi olmak, kendi nefsini arındırmak ve İslam’ın amelî gerekliliklerini aksatmadan yerine getirmek olmalıdır. Çünkü;
“Herkes kazandığı karşılığında rehindir.” [391] ;
“Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?” [392]
“O (Allah), hanginizin daha güzel amel yapacağınızı sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.” [393]
Bu bireysel arınma ve donanmadan sonra Müslüman kişi yakın çevresinden başlayarak insanları doğruya davet eder.
“Önce en yakın akrabanı uyar!” [394] ;
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” [395] ;
“Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.” [396]
İslam’ın insanlara tebliği ve onları dine davetin yöntemi de Yüce Allah tarafından bildirilmiştir:
“Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” [397] ;
“Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” [398]
Bunlar belli bir meşruiyet çerçevesinde ve yöntemsel bir tutarlılık ve süreklilikle yapılırsa toplumun ıslahı yani İslamî değer ve kurallar yönünde dönüşümü kendiliğinden meydana gelir. Toplumun kendi iradesiyle sağlıklı dönüşümü de siyasal yapıyı olumlu biçimde şekillendirir. Hal böyle olunca artık “devlet” talebi de kendiliğinden karşılanmış olur. Bu noktadan sonra İslam’a ve Müslümanlara düşmanca tavır takınanlar ve bu tavırlarını eyleme dönüştürenlerle fiilî mücadele süreci başlayabilir.
“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” [399] ;
“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” [400]
Yalnız bu mücadele mutlaka bir hiyerarşik düzen ve akl-ı selime dayanan plan dâhilinde yapılır. Hiç kimse kendiliğinden “cihad” ilan edemez.
